Biyolojik Güvenlik Nedir ?

Biyolojik Güvenlik (Biyogüvenlik) transgenik ürünlerin olası risklerinin değerlendirilmesi ve kontrol altına alınması anlamına gelen, genel tanımıyla modern biyoteknolojinin insan sağlığı ve çevreye zarar vermeden uygulanmasını sağlamak için alınması gereken politik ve işlevsel önlemlerin tümü olarak tanımlanabilir. Biyogüvenliğin açıklanması için bazı kavramların altını çizmek ve kavramlar üzerinden biyogüvenliği açıklamak gerekir.

Bir canlı türüne başka bir canlı türünden gen aktarılması veya mevcut genetik yapıya müdahale edilmesi yoluyla yeni genetik özellikler kazandırılmasını sağlayan modern biyoteknolojik tekniklere gen teknolojisi, gen teknolojisi kullanılarak doğal çiftleşmeyle ve/veya doğal rekombinasyonla oluşmayacak şekilde genetiği değiştirilmiş olan bitki, hayvan ve benzeri canlı varlığa da genetiği değiştirilmiş organizma(GDO) denilmektedir.

Gen aktarımı yoluyla kazanılmış yeni gen ya da genlere de transgenik denilmektedir. Burada yapılan işlem bir gene, yeni bir gen parçacığının eklenmesi, doğal dizilişlerinin değiştirilmesi veya çıkarılmasıdır. Biyogüvenlik, modern biyoteknoloji uygulama tekniklerini ve modern biyoteknoloji ürünlerinin insan ve hayvan sağlığı ile çevre üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesini ve belirlenen risklerin oluşma olasılığının ortadan kaldırılmasını ya da risklerin ortaya çıkması durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için alınacak önlemleri kapsamaktadır.

BİYOGÜVENLİK HANGİ ALANLARDA ÖNEMLİDİR?

Dünyamızda son dönemlerde yaşanan teknolojik gelişmeler nedeniyle, biyogüvenlik konusu bugüne kadar hiç olmadığı kadar önem kazanmıştır. Biyogüvenlik, yeni gelişen bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve kontrolü, biyoterörizme ve biyolojik silahlarla yapılabilecek saldırılara karşı hazır olunması, biyolojik kaynakların korunması ve biyoteknolojinin kötü niyetli kullanımının önlenmesi gibi gereklilikler nedeniyle her ülkenin ilgi göstermesi ve milli güvenliği açısından stratejik adımlar atması zorunlu olan bir konu haline gelmiştir. Böylelikle küresel güvenlik açısından da kritik öneme sahip olan biyogüvenlik; sadece sağlık, tarım, bilim, teknoloji ve eğitim alanları ile değil, askeri alanla da ilgilidir ve bütün bu alanlarda önem verilmesi gereken bir konudur.

Dünya Sağlık Örgütü biyogüvenlik tanımını şu cümleyle yapmaktadır; “Patojen ve toksinlere istenmeden maruz kalınmasını veya bunların kazaen yayılmasını önlemek için yürürlüğe sokulan muhafaza prensipleri, teknolojileri ve uygulamaları”. Bu ifadeden anlaşıldığı gibi biyogüvenlik; hem çalışma ortamında bulunan kişileri ve hem de çalışma alanı dışındaki tüm çevreyi korumayı amaçlamaktadır. Tanımda yer alan riskler; yani hastalıklara yol açabilen, tehlikeli etkenlerin kişilere veya çevreye bulaşma riskleri, aşağıdaki tabloda örnekleri verilen ve içinde çalışılan mikroorganizmalar nedeniyle biyolojik riskler içeren birçok tesiste karşımıza çıkmaktadır:

TesislerBiyogüvenlik Önlemleri Gerektiren Örnek İşlemler
İmalat TesisleriBiyolojik etken madde ve tıbbi ürün imalatıAşı üretimiSuş üretimiBakteriyel/viral vektör üretimiGDO üretimi
LaboratuvarlarTıbbi testlerTüberküloz tanı testleriMetot geliştirmeAşı geliştirmePatojenlerin nakliyesi ve depolanması
Laboratuvar Hayvanı TesisleriTransjenik hayvan testleriPatojen veya GDO aşılanmış hayvan testleri
Hayvan barındırma işlemleri
Patojenlerin nakliyesi ve saklanması
Hastaneler ve KliniklerŞüpheli hasta üzerindeki işlemlerHasta izolasyonuBiyolojik atıkların depolanması, nakliyesi ve imhası
BiyoterörizmPatojen tanı testleriPatojenlerin üretimi ve depolanmasıAşı geliştirme
Atık İşleme ve İmha TesisleriZararlı atıkların nakliyesi, depolanması, işlenmesi ve imhası

Ek olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Biyolojik Etkenlere Maruziyet Risklerinin Önlenmesi Hakkındaki Yönetmeliği’nde verildiği gibi; gıda üretiminde, tarımda, hayvan kaynaklı ürünlerin üretiminde, arıtma tesislerinde ve kanalizasyon işlerinde çalışma durumunda da biyolojik etkenlere maruz kalınması riski vardır.

İmalat Tesisleri

Örnek olarak biyoteknolojik üretim sektörünü ele alırsak; bu proseslerde kullanılan veya ortaya çıkabilen tehlikeli maddelerin (mikroorganizmalar, gen tedavisinde gen aktarımı için kullanılan vektörler, insandan alınan materyaller, biyolojik toksinler vb. etkenlerin) önlenmesi ancak yeterli biyogüvenlik muhafaza prensiplerinin uygulanması ile mümkün olabilmektedir. Biyoteknolojik proseslerde ortaya çıkabilen melez virüslerin yol açabileceği yeni virüsler nedeniyle toplum sağlığı için ciddi risk oluşabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Fermentasyon, santrifüjleme, filtrasyon gibi biyoteknolojik proseslerden gelebilecek tehlikeli biyolojik maddelerden korunmak için, tesis tasarımı, proses ekipmanı seçimi, prosedürler, personel eğitimi gibi bir çok faktörü içeren biyogüvenlik önlemlerinin alınması zorunlu olmaktadır. Antibiyotik ve enzim gibi bazı biyoteknolojik ürünler, üretimde çalışanlar için ciddi alerji riski oluşturduğundan; bu tür tesislerde de biyogüvenlik konusu öncelik kazanmaktadır.

Genetiği değiştirilmiş organizmaların üretildiği her tesiste uygun biyogüvenlik seviyesinin saptanması ve gereken muhafazalı sistemlerin kullanılması zorunluluğu Sağlık Bakanlığı’nın İyi İmalat Uygulamaları (GMP) Kılavuzu’nda vurgulanmıştır. Yine aynı kılavuzda, biyolojik tıbbi ürünlerin ve başlangıç maddelerinin üretimlerinde kullanılan hayvanlarla ilgili olarak; kaynak hayvanlarda enfeksiyonların önlenmesi için uygun biyogüvenlik prosedürlerinin uygulanması gerektiği ve aşı üretiminde ve kontrolünde ise yüksek biyogüvenlik seviyeli organizmalar (örneğin pandemik aşı suşu) kullanıldığında uygun muhafazalı sistemlere gereksinim olduğu ve bu konuda yetkili makamlardan onay alınması gerektiği belirtilmektedir. Sözünü ettiğimiz kılavuzda, gen tedavisi ürünleri konusunda da benzer şekilde biyolojik risk sınıfını temel alan önlemlerin alınması istenmektedir.

Laboratuvarlar

Halk sağlığı laboratuvarları, referans laboratuvarları, klinik laboratuvarlar, araştırma laboratuvarları, ilaç geliştirme laboratuvarları gibi biyolojik etkenlerle karşılaşılan tüm laboratuvarlarda her gün çok sayıda insan veya hayvanlardan alınan numuneler veya araştırma ürünlerinin numuneleri test edilmektedir. Bu tür testlerin yapıldığı tesislerde çalışan kişilerin talimat ve prosedürleri doğru uygulamaması, muhafazalı bir ekipmanı doğru kullanmaması, yaptığı işe konsantre olmaması, etik davranmaması gibi nedenlerle ciddi riskler oluşabilir.

Gelişmiş laboratuvar altyapı sistemleri ve ileri teknolojiye sahip ekipmanlar kullanılsa bile laboratuvar kazaları büyük oranda insan hatası sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla laboratuvar tesislerinde, hem laboratuvarda çalışan kişilerin ve hem de çevrenin korunması için biyogüvenlik önlemlerinin uygulanması zorunludur. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan bir çalışmada laboratuvarlarda bulaşan en yaygın hastalığın Brucella olduğunu, Shigella, Salmonella ve Staphylococcus mikroplarının da keza yaygın şekilde görüldüğü belirlenmiştir. Ülkemizde bir üniversitenin veteriner fakültesinde yapılan ankette ise; biyogüvenlik ile ilgili olarak sıralanan risklerin ilk beşini, havalandırma, kimyasallar, eğitim, temizlik ve yapısal sorunların oluşturduğu ortaya çıkmıştır.

Bu sonuçlara göre, aşağıdaki konulara dikkat edilmesi önemlidir:

  • Laboratuvar personelinin hastalık bulaştırıcılarla güvenli ve bilinçli şekilde çalışabilmesi için yeterli eğitim alması,
  • Laboratuvarda güvenli şekilde çalışılması için gereken cihazların ve kişisel koruyucu ekipmanların her zaman bulundurulması ve kullanılması,
  • Biyogüvenlikle ilgili talimat ve prosedürlerin mevcut ve yeterli düzeyde olması ve gerektiğinde iyileştirilmesi,
  • Laboratuvar personelinin çalışma sırasında gözetimi,
  • Laboratuvar altyapı sistemlerinin doğru şekilde tasarlanması, kurulması, işletilmesi ve düzenli olarak bakımı,
  • Risk grubu 2, 3 ve 4’e giren biyolojik etkenler söz konusu olduğunda; ilgili yönetmeliklerde belirtilen tüm önlemlerin dikkate alınması ve uygulamaya yansıtılması.

Biyolojik etkenlerle çalışılan laboratuvarlar için aşağıda örnekleri verilen yönetmelik ve kılavuzların temel alınması uygun olacaktır:

  • Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliği (09.10.2013)
  • Halk Sağlığı Hizmetlerine Yönelik Laboratuvarların Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik (09.03.2019)
  • Ulusal Tüberküloz Tanı Laboratuvarları Ağı Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğ (25.10.2015)
  • Klinik Mikrobiyoloji Laboratuvarlarında Biyogüvenlik (2012)
  • Ulusal Mikrobiyoloji Standartları – Laboratuvar Güvenliği Rehberi (2014)
  • Ulusal Mikrobiyoloji Standartları – Ulusal Tüberküloz Tanı Rehberi (2014)
  • Biyolojik Etkenlere Maruziyet Risklerinin Önlenmesi Hakkında Yönetmelik (2013)

Hastaneler ve Klinikler

Hastane personeli; enfeksiyon taşıyan vücut sıvılarının ve kullanılmış ve patojen bulaşmış olan cihaz parçalarının taşınması, işlenmesi veya temizlenmesi sırasında veya bulaşıcı mikroplu hastaların bakımı ya da kontamine atıkların taşınması esnasında eksik veya yanlış uygulama sonucunda tehlikeli mikroorganizmalara maruz kalabilir. Bu nedenle, personelin biogüvenlik konusunda çok bilinçli olması ve gereken biyogüvenlik önlemlerini eksiksiz olarak alması çok önemlidir.

Hastane ve klinik çalışanlarının biyolojik etkenler yoluyla olabilecek enfeksiyonlardan korunması bir dizi önlem gerektirmektedir. Bu önlemlere örnek olarak; çalışanların konuyla ilgili eğitimi, uygun kişisel koruyucu donanımların kullanılması, yeterli mühendislik kontrollerinin sağlanması, gerekli idari kontrollerin oluşturulması ve tıbbi sürveyans bilgilerinin düzenli toplanması ve değerlendirilmesi sayılabilir.

İngiltere’de yapılan bir araştırma, hastane laboratuvar personelinin tüberküloza yakalanma riskinin normal halka göre 7,5 kat daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bu tür risklerin önlenmesi ancak biyogüvenlik önlemlerinin alınması konusunda çok bilinçli ve hassas olunması ile mümkündür.

Biyolojik bir etkene maruz kaldığından şüphelenilen hastalar için hasta karşılama ve inceleme, hastanın izole edilmesi, alınan numunelerin laboratuvara gönderilmesi ve analizi, hastalıklı atıkların toplanması, nakli, depolanması ve imhası gibi süreçlerin tümünde gerekli olan biyogüvenlik önlemlerinin alınması uzmanlar tarafından önerilmektedir.

Biyoterörizm

2001 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan Antrax saldırısı ve daha sonra yaşanan vakalar nedeniyle biyoterörist saldırıları tüm dünya için bir endişe kaynağı olmuştur ve gelişen ve yaygınlaşan biyoteknolojiler nedeniyle giderek artan bir tehdit oluşturmaktadır.

Yeni gelişen bir salgın veya genetiği değiştirilmiş organizma da biyoterörizm amaçlı olarak kullanılabileceğinden; biyolojik risklerin izlenmesi, sahada hızla inceleme ve tanı yapılabilmesi, uygun bir uyarı sistemi kurulması, tanı için gereken reaktiflerin hazır bulundurulması, biyoterörizmde kullanılan patojenlerle ilgili bir veri tabanı oluşturulması, patojenlere karşı kullanılabilecek aşıların geliştirilmesi, acil durum personelinin seçimi ve bunların doğru biyogüvenlik ve biyoemniyet uygulamaları için eğitimi ve tehlikeli atıkların yerinde imha edilmesi gibi konular önem kazanmıştır ve dünyadaki gelişmiş ülkelerin öncelikli gündemindedir.

Laboratuvar Hayvanı Tesisleri

Biyolojik riskler deney hayvanlarının bulunduğu bakım tesislerinde ve araştırma laboratuvarlarında birçok farklı yolla ortaya çıkabilir. Personele ısırılma, çizilme, kesici ile yaralanma, el, ağız ya da göz teması yoluyla bulaşabilecek olan biyolojik etkenlere karşı dikkatli olunmalıdır.

Söz konusu biyolojik etkenlerin dahil olduğu risk grubuna bağlı olarak, hayvan bakım ve araştırma tesislerinde ilgili yönetmelik ve kılavuzlarda Hayvan Biyogüvenlik Düzeyleri 1, 2, 3 ve 4 için belirtilen gerekliliklerin yerine getirilmesi zorunludur.

Atık İşleme ve İmha Tesisleri

Tehlikeli atıklarla ilgili işlem yapan nakliye elemanları, tesiste atık işleyen veya imha eden elemanlar, potansiyel olarak biyolojik risklere maruzdur. Aynı riskler, toplum için de geçerlidir; örneğin açık bir atık konteynerinden veya bir hastane çevresinden eşya toplayan kişiler de biyolojik risklerle karşı karşıya kalabilirler.

Hastalık yapan mikroorganizmaların, sınırlı da olsa belirli bir süre çevrede canlı kalabildiği bilinmektedir. Örnek olarak; Hepatit B virüsünün yüzeylerde birkaç hafta, AIDS virüsünün (HIV) havada 3-7 gün yaşayabildiği bildirilmiştir. Yapılan bir karşılaştırmalı çalışmada ise, evsel atıkları toplayan kişilerin diğer toplum kesimlerine oranla 6 kat daha fazla enfeksiyonlara maruz kalma riski taşıdığı ortaya çıkmıştır. Atıkların yakılarak imha edilmesi sırasında da, havaya zehirli kirleticiler yayılabilmektedir.

Yukarıda özetle verilen bilgiler, hem atıklarla temas eden personel ve hem de atık tesisleri için biyolojik risklere ve diğer tehlikelere karşı özel önlemlerin alınmasının zorunlu olduğunu hatırlatmaktadır. Bu önlemler, ilgili ulusal mevzuatta detaylı olarak yer almıştır ve ilgililer tarafından mutlaka ve titizlikle dikkate alınmalıdır.

Sonuç

Tüm bu verilen örneklerden anlaşıldığı gibi, biyogüvenlik riskleri, pek çok alanda karşımıza çıkmaktadır. Biyolojik etkenler sadece bizzat bu maddelerle çalışanlar için değil, çevre ve toplum için de büyük riskler oluşturabilmektedir. Bu nedenle; biyogüvenlik gerekliliklerinin ilgili mevzuat ve kılavuzlar temel alınarak, tüm çalışma alanlarında dikkate alınması ve sorumlulukla yerine getirilmesi zorunludur.

Kaynakça: http://www.cleanroomnews.org/biyoguvenlik-hangi-alanlarda-onemlidir

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *